Boyun fıtığı, boyun omurları arasındaki disklerin yırtılarak omuriliğe veya kollara giden sinir köklerine baskı yapmasıyla oluşan, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir rahatsızlıktır.
Boyun bölgesi; hayati damarların, yemek borusunun, soluk borusunun ve ses tellerine giden sinirlerin geçtiği oldukça dar ve hassas bir anatomik alandır. Bu nedenle, boyun fıtığı cerrahisinde temel felsefemiz; bu hayati dokulara hiçbir zarar vermeden, sadece sinir üzerindeki baskıyı milimetrik bir hassasiyetle ortadan kaldırmaktır. Geleneksel yöntemlerde uygulanan geniş kesiler yerine, doku dostu yaklaşımlarla kas liflerini ve bağ dokularını koruyarak fıtığa ulaşmak birincil önceliğimizdir.
Uygulanan ileri cerrahi teknikler sayesinde, boyun omurgasının doğal dizilimi ve hareket kabiliyeti operasyon sırasında muhafaza edilir. Sinir köklerinin (dekompresyon) yüksek büyütmeli mikroskoplar veya endoskopik kamera sistemleri altında rahatlatılması, hastanın aylardır çektiği şiddetli kol ağrısı, yanma ve uyuşma hissinin ameliyatın hemen ardından hızla geçmesini sağlar. Bu minimal invaziv yaklaşım, boyun kaslarının gücünü koruyarak hastanın ameliyat sonrası dönemi çok daha konforlu geçirmesine imkan tanır.
Hastanede kalış süresini minimize eden bu yöntemlerle, hastalarımız operasyonun yapıldığı gün taburcu olabilmekte ve boyun hareketlerini kısıtlamadan sosyal yaşamlarına dönebilmektedirler. Doku travmasının düşük olması, yara iyileşmesini hızlandırırken enfeksiyon riskini de modern tıbbın sunduğu en düşük seviyelere indirmektedir.
Boyun fıtığı cerrahisinde başarının anahtarı, görsel hakimiyettir. Yüksek çözünürlüklü mikroskoplar ve ileri teknoloji cerrahi setler kullanılarak gerçekleştirilen operasyonlarda, cerrahi alan 20 kata kadar büyütülür. Bu sayede en ince sinir lifleri dahi net bir şekilde korunur ve fıtıklaşmış disk parçaları çevre dokulara dokunulmadan temizlenir. Amacımız, en az cerrahi yük ile en kalıcı fonksiyonel kazanımı elde etmektir.

Boyun cerrahisinde ses tellerine giden sinirler operasyon sahasına yakındır. Ancak mikroskobik ve endoskopik yöntemlerin sağladığı yüksek görüntü kalitesi sayesinde bu hassas sinirler operasyon boyunca net bir şekilde korunur. Uzman cerrahi teknikler ve teknolojik hassasiyet sayesinde kalıcı ses kısıklığı riski modern cerrahide yok denecek kadar düşük bir seviyeye indirilmiştir.
Geleneksel açık ameliyatların aksine, doku dostu kapalı veya mikroskobik yöntemlerde boyun kasları ve kemik stabilitesi bozulmaz. Bu nedenle, hastalarımızın büyük bir çoğunluğu ameliyat sonrası uzun süreli ve sert boyunluklar takmak zorunda kalmazlar. Çoğu vakamızda sadece birkaç günlük koruyucu bir destek yeterli olmaktadır.
Kollardaki ve ellerdeki güç kaybı, sinirin ciddi baskı altında olduğunu gösterir. Ameliyat ile sinir üzerindeki baskı (dekompresyon) kaldırıldığında, sinir dokusu kendini toparlamaya başlar. Güç kaybının geri dönüş hızı, baskının süresine ve şiddetine bağlıdır; ancak sinirin rahatlatılması iyileşme sürecinin başlaması için en kritik ve zorunlu adımdır.